Akışta olmak…

 

akışta olmak.jpg

Hayatımızdaki en iyi anlar rahat, dingin ve alıcı pozisyonunda olduğumuz anlar değil. Pozitif psikoloji alanında yapılan çalışmalar söylüyor bunu. En iyi olduğunu düşündüğümüz anlarımız zor ve bu zorluğa değdiğini düşündüğümüz bir şeyi başarmak için beden ve zihin olarak sınırlarımızı zorladığımız anlarımızmış. Böyle anlarda yaratıcılığımız ve üretkenliğimiz doğal olarak ortaya çıkıyor. Hani şu son yıllarda çok sık duyulan “akış” durumunda olmak (flow) bu anlarda oluyor işte. Bu kavram binlerce yıldır doğu dinlerinde olan bir kavram,  Mihaly Csikszentmihályi (MC) bunu –flow kavramını- psikolojiye kazandıran bir psikolog. Bu yazıda onun bu konu ile ilgili bilgilerini paylaşacağım sizinle. Akış, akışta olmak bedensel ve ruhsal iyiliğimiz ve yaratıcılığımız açısından oldukça önemli. Akışta olan kişi kendisi ve duyguları da dahil olmak üzere hiçbir şeyden etkilenmiyor, sadece yaptığı işe/etkinliğe odaklanıyor. Tanım genel anlamda bu ama işin özünde çok belirleyici bir şey var beni en çok etkileyen ve sevdiğim bazı şeyleri yaparken gerçekten derinden hissettiğim. Bir etkinliği/görevi yaparken kendiliğinden bir sevinç hissi, kendinden geçme hissi yaşamak. Mutluluk da bu değil mi? Konuyu biraz daha açayım.

Evet o en iyi anlara, mutluluğa ulaşmak, bilinçli bir eylem içerisinde onu arayarak olmuyor. Mutluluğa onu doğrudan arayarak ulaşamıyoruz. Victor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabında, başarıyı bir amaç haline getirmeyin,  onu ne kadar çok amaç haline getirirseniz o kadar kaçırırsınız demiş. Mutluluk gibi başarı da peşinden koşulacak bir şey değil, ikisi de bir şeylerin sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıkıyorlar. Bir kişinin kendinden daha büyük bir şeye, bir yola tutku ile bağlanmasının sonucunda yan etki olarak ortaya çıkıyorlar. Peki nasıl oluyor bu?

Bilincimizin içeriği üzerinde kontrolümüzü sağlayarak başlayan dolambaçlı bir yolla. Birçok faktör var kendi kontrolümüzde olmayan. Doğduğumuz coğrafya, doğduğumuz tarih, kendimizin seçmediği anne-babamız, içine doğduğumuz tarihsel dönem, genlerimize işlemiş kodlar. Tüm bu kontrolümüz dışındaki faktörler yapabileceklerimizi ve nasıl yapabileceğimizi belirliyor. Bu durumda kaderimizin elimizde olmadığı, dış faktörlerce belirlendiğine inanmak şaşırtıcı değil. Ancak bazen de kendi elimizde olduğu, hareketlerimizi kontrol edebildiğimizi çok yakından hissettiğimiz anlar olur.  Çok derin bir coşku hissederiz ve hayata dair anılarımızda çok önemli bir yer tutarlar. Optimal deneyim deniyor buna. Bunu yaşayan insanlar bu anı, çok da çaba göstermeden, yaptıkları şeyin sanki içlerinden akar gibi zahmetsizce çıkması şeklinde tanımlamışlar. Bu olaylar yaşanırken dış etkenler her zaman olumlu olmayabiliyor. Mesela toplama kamplarında veya ölüme yakın durumda olan insanlar tüm bu eziyetin ortasında ormandan gelen bir kuş sesini, zor bir işin tamamlandığı anı, bir ekmek parçasının bir arkadaş ile paylaşılmasını ve o anlardaki muazzam iç coşkusunu hatırlıyorlar.  Gördüğümüz gibi optimal deneyimler bizim oldurduğumuz deneyimler.

Yapılan çalışmalar ototelik kişilik özelliğine sahip insanların akışı daha fazla deneyimledikleri sonucuna varmış. Ototelik,  amacı kendinde olan, kendinde varlık amacı taşıyan anlamına geliyor. Bu kişilik özelliğine sahip kişiler yaptıkları şeyleri kendileri istedikleri için yaparlar. Motivasyonlarının kaynağı içseldir. Mesela işi onu kaybetmek gibi bir korku motivasyonu ile veya daha çok para kazanmak motivasyonu ile yapmazlar.Hayata karşı ilgileri yüksek, istikrarlı ve kendi merkezine odaklı olmayan insanlardır.

İçsel motivasyon kendilik bilincinizi kaybettiğiniz, zamana teslim olup zaman kavramını yitirdiğiniz akış anıdır. Peki akış sırasında beyinde neler oluyor? Beynin bilişsel fonksiyonlardan sorumlu bölgenin aktivitesi düşüyor. Bu bölge aynı zamanda iç gözlem dediğimiz bilinçli eylemlerin de yapıldığı, yani kendimizi sorguladığımız ve kendi farkındalık bilincimizin oluştuğu yer. Akış sırasında geçici bir şekilde bu aktivite de azalıyor. Bu şekilde zaman algısı bozulup, öz farkındalık kaybediliyor. Kişi o anda kendini kritik edemiyor. Beyinde daha çok yaratıcılıkla ilgili bölümler özgürleşip faaliyeti artıyor. Kişi ne zamanın ne kendisinin farkında olmadan yaptığı şey ile bütünleşiyor. Yazının başında bahsettiğim gibi burada mutluluk yan etki olarak çıkıyor. İçten ve özgün bir mutluluk duygusu. Başarı da öyle.

Akış içerisinde olunduğu esnada dikkati dağıtacak şeyler olmamalı diyor MC.; örneğin akıllı telefon gibi ve ekliyor. Yaptığımız iş için gereken yeterlilik ile işin zorlayıcılık  derecesi arasında da bir uyum olmalı. İşi yapmak için yeterliğiniz gerekenin altında kalıyorsa bu durum endişe ve stres yaratıyor. Tersi durum ise can sıkıntısı ve dikkat dağılmasına neden oluyor. Özetle akış anı için denge gerekiyor. Gündelik hayatın içinde de akışı deneyimlemek  yaratıcılık ve mutluluk açısından önemli bir faktör. Burada sözü edilen mutluluk, “eudaimonia” ya da “kişinin kendini gerçekleştirmesi” kapsamında anlaşılmalı. Eudaimonia anlık, geçici, çıkar eğilimli haz anlayışının dışında akıl ve erdem gibi kavramlarla ilişkilendirilen bir mutluluk. Yani zevk, hedonizm gibi kavramlar ile karıştırmamak gerek. İçsel motivasyonu olan, ne kadar deneyimlerseniz o kadar çok ister hale geleceğiniz akış durumu mutlu ve kendinizi tam anlamıyla adadığınız bir hayatın yol göstericisi. Üzerinde çaba sarf etmeye değer, değil mi? 🙂

Kaynak : Akış durumu ile ilgili bilgi; positivepsychologyprogram.com

fotoğraf : https://indigodergisi.com/wp-content/uploads/2012/12/spiritual-development1.jpg

Reklamlar

5 thoughts on “Akışta olmak…”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s