UMUTSUZ OLMAYA HAKKIMIZ YOK…

Gündüz Vassaf’ın “Ne Yapabilirim?” kitabını yeni okudum. “Her gün yeni bir felaket haberi ile uyanırken Ne yapabilirim? Vicdanın sızlarken sen ne yapabilirsin? Biz ne yapabiliriz?” diye soruyor. Verdiği cevapların tümünü, kitabın tüm satırlarını çok önemsiyorum. Yeni bir yaşam ahlâkını tartışmaya açıyor Gündüz Vassaf. Cevaplarının iyimser olarak yorumlanmaması gerektiğini düşünüyor. Tarafsız ve geniş bakış açısı ile yaptığı analizlerin sonucunda olumlu gelişmeler görüyor. Oldukça birikimli bir entelektüel olarak konuları geçmişten bugüne olan gelişmeleri doğrultusunda değerlendirip bir sonuca varıyor. Ülke, ulus devlet, din, cinsiyet, aile, okul, spor, beslenme tüm kavramları sorguluyor. Herhangi bir harekete, ideolojiye, partiye ya da örgüte bağlı olmayanlara sesleniyor. Belki de tüm olumsuzlukları paylaşmaktan başka bir şey yapmayan bizlere. Çoğu yetişkin, soruyorduk  facebook paylaşımlarımızda, çok kötü şeyler oluyor, ne yapabiliriz? diye. Daha çok cevap gelmesini pek beklemediğimiz, ne kadar çaresiz olduğumuzu, elimizden bir şey gelmediğini vurgulamak için sorulan retorik sorulardı belki de. Değilse de işte hepimize bu sorunun cevaplarıyla dolu bir kitap “Ne Yapabilirim?”.

Gençlerle ilgili yaptığı değerlendirmelerden bir kaçını aktararak başlamak istiyorum.

Gençleri benimsemek ile gençmiş gibi davranmak. Diyor ki Gündüz Vassaf, 60 yaşında olup 40 yaşındaymış gibi davranan yetişkinler gençliği değil gençleri benimsemeli. Olmakla, görünmek arasındaki fark gibi. Hemen ardından gençlere “sıra sizde” diyor. ”Ne yapabilirim”lerimizin toplumsallaşması, gençlerin ailelerini, yetişkinleri saflarına katmasından geçiyor, dünyayı değiştirmenin yolu direnişten çok yakınlarımızla birliktelikten, suya atılan taş gibi dalga dalga genişlemekten geçiyor diyor gençlere. Tam bir paradigma değişikliği gerektiriyor çoğumuz için. Ayrıca şöyle de benim çok önemsediğim bir şeyi daha vurguluyor; “Şimdiye kadar gençlerin yaşlılara saygılı davranması vurgulanmıştı. Sıra yetişkinlerin gençlere saygısında. Onların saygısını kazanabilmesinde”.

Küresel İpek Yolunu kuruyorlar diyor Gündüz Vassaf, gençlerin din ve bayrak gibi sınırlandırmaları bir yana bırakarak internet üzerinden birbirleriyle tanışıp, kültürlerini, kaygılarını, umutlarını paylaşarak evrensel değerler çerçevesinde buluşmalarına. Apolitik denilen bu kuşağın düzenin oyunlarına katılmayarak onu gayri meşrulaştırırken, kişiliğini yitirmeden dünyayı sahiplenme sorumluluğunu aldığını söylüyor. Bu yaptığı tanım gezi olaylarında çok derin hissettiğim ama tanımlayamadığım şeyleri netleştirdi kafamda. Mizahı kullanarak, oyunlarına katılmayarak başa çıkmışlardı düzenle. Burada çok alçakgönüllü ve açık yüreklilikle kendi kuşağı hakkında da özeleştiri yapıyor ve şimdiki gençlerin 68 kuşağından farklı olduğunu belirtip, “Bizler, beyaz güvercinli simgelerimize rağmen, barış yanlısı değil, savaş karşıtıydık. Gezi gibi paylaşımcı değil, bencildik.” diyor.  Tarihimizde ilk kez var olmanın doğallığında, dünya vatandaşlığı kültürünü oluşturuyorlar dediği, Tahrir’de başlayıp dünyayı saran gençlik hareketinin gençlerine güveniyor. Hepimizin örnek alması gereken bir yaklaşım bu. Ülkece pek alışık olmadığımız gençleri benimsemek, güvenmek, onlara saygı duyup, saygılarını kazanabilmek için yeni gençliğin bu yanlarını görüp takdir etmek bizler için de “Ne Yapabilirim”izin ilk adımı olmalı belki.

Tarih, savaş ve barış dönemleri, beslenme, eğitim, sanat, v.s birçok başlıkta toparlamış “ne yapabilirim”leri. Kendi kendime, varsın bunu okuyanların bir kısmı belki çoğu  hayalperestlik desin diyerek kitaptan şu satırları da olduğu gibi aktarmak istedim;

“Varsın, onca zaman vererek oluşturduğumuz barış paneline 10-15 kişi katılsın, varsın imza toplayacağımız metin üzerinde anlaşmadan grup dağılsın, varsın medya basın bildirimize yer vermesin, varsın dostlarınız savaştan kaçan mültecilere evlerimizi açma kampanyası ile dalga geçsin. Yeter ki tarihsel perspektif içerisinde yerimizi bilelim. Küçük değişikliklere neden olurken, uzun vadede toplumsal ahlâk normlarını zorluyor, yeni bir evrensel ahlâkın oluşmasına farkında olmadan katkıda bulunuyoruz.”

Ben de onun gibi umutsuz olmaya hakkımız olmadığına inanıyorum. Çünkü bu ruh halinin getireceği ataleti ve onun sonuçlarının kitapta anlatıldığı gibi kendi kuşağımızı ve gelecek kuşakları katletmek demek olduğunu düşünüyorum. Sınırlarımızı genişletmek ve olaylara ve dünyaya artık yaşadığımız sınırların ötesinde bakmamız gerekiyor. İyi olan bir şey de, kötü olan bir şey de sadece kendi bölgesinde kalmıyor, etkisi sınırlar ötesine dağılıyor. Hepimiz aynı gemideyiz lafını dünya genelinde yaşadığımız günlerdeyiz. Kitapta da söylendiği gibi artık seyahat etmek çok kolay, dünyanın bir ucundaki kişi ile haberleşmek, onu tanımak, arkadaşlık etmek kolay. Arkadaşlık ettiğiniz, iletişim kurduğunuz birine kötü duygular beslemek, kolayca provoke olmak mümkün değil. Bunu gençler başarıyor. Devletleri sorguluyor, kendi yarattıkları kültürün değerlerine sarılıyorlar.

Benim de belki sizin de çevrenizde, bazı gruplar içinde bizzat yaşadığınız, gündelik dilin ve ritüellerdeki değişikliklerin önemi de vurgulanıyor kitapta.

Devlet dairesinde “Selamünaleyküm” le karşılanıyor “İşiniz inşallah birkaç güne hallolur”la uğurlanırken, biz de işimiz olsun diye dil değiştirip “Aleykümselam”larla, “inşallah”larla karşılık veriyoruz; kimine “Hayırlı işler”, kimine “İyi çalışmalar.”

Bu çok önemsemediğimiz değişiklikler önemli, çünkü dil düşüncemizi de etkileyen, belirleyen bir faktör. Kendimizi ifade etme aracımız.

Türümüzün şu evrendeki türlerin hiç birinden bir ayrıcalığı olmadığına, hepimizin bütünün bir parçası olduğuna dair inançla şu satırları dile getirmiş ve bu bakış açısının dünyada örnekleri olduğunu, azıcık kafamızı uzatıp başka yerlere bakarsak görebileceğimizi göstermiş.

“Yetti türümüze saplantımız.

Baş yoldaşımızın gezegenimiz olduğunu unutmadan,

Canlı, cansız ayrımında kalıplaşmadan, ötekileşmeden

Günümüzü, geleceğimizi hepimizi düşünerek oluşturalım.

Hayal kurma mı diyorsunuz?

Küçücük bir örnek.

7 aralık 2015 tarihli Radikal gazetesinden.

Yer Japonya.

Kaplumbağalar için güvenlik önlemi: tren raylarına mini tüneller

“tren yollarından mini kaplumbağaların geçebileceği mini tüneller inşa etmeye karar veren yönetim, bölgenin okyanus yakınında olmasından dolayı kaplumbağa nüfusunun çokluğuna dikkat çekti.”

Kitabın tüm satırlarını aktarmak isterdim ama daha kolay bir yolu var, bu kitabı alıp okumak 🙂  her satırında boşa geçirilmemiş yılların birikiminden süzülen görüşler, klişelerden, ezberletilmiş değerler ve tüm kutsallardan sıyrılmış tüm dünyayı ve türleri kucaklayan geniş bir bakış açısı ve nasıl dünya vatandaşı olunabilirin izleri var. Ben okuyun derim. Gençler de yetişkinler de.

Yazıyı kitaptan güzel bir alıntı daha yaparak bitiriyorum. Sevgilerle

 

Günümüzde, yerleşmese de henüz türümüzün bilincine

 gezegenimizin tarihinde evrimin geleceği 

 ilk ve son kez insanın elinde.

 yaşamın ortak noktası yıldız tozundan gelmemizde

varsa uzaydan bakan bize hoş gelsinler esas gücümüze

 var mı dünyada sevgiden başka mucize?”

 

 

IMG_0093.JPG

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s