Gülerken gülerken bir ağlamak geldi

 

Geçenlerde katıldığım bir eğitimde anlatıldı. Doğduğumuzda dört temel duyguya sahip oluyormuşuz. Üzüntü, mutluluk, öfke ve korku. – Aslında bu duyguların sayısı ve içeriği konusunda  psikoloji dünyasında farklı yaklaşımlar varmış, Gizem’den öğrendim bu bilgiyi de – Temel duygu, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi toplumda olursa olsun bir bebeğin doğduğunda hatta belki anne karnında sahip olduğu duygular. Bu nedenle temel duygu deniyor bunlara.

Temel duygular otantik duygularımız. Yani ne hissediyorsak onu hissettiğimiz duygular. Hayatımızın ilerleyen yıllarında sosyal çevremizde tetiklenen bazı duygular giriyor hayatımıza. Örneğin utanma, kıskançlık gibi. Bunlar temel duygularımızdan değil, sonradan öğrenilmiş gerçek olmayan duygular. Ayrıca büyüdüğümüz aile ortamında kabul edilmeyen bazı duyguların yerine başka duygular koymayı öğreniyoruz. Sonuçta gerçekten hissettiğimiz bir duygunun yerine başka bir duyguyu yaşıyoruz; otantik olmayan duyguyu, ne hissetmemiz gerektiğine dair izin verilmiş olan duyguyu.

Sizin ailenizde kabul edilebilir duygular nelerdi? Aile üyeleriniz hangi duygularını gösteriyordu?   Özellikle stres altında olduğumuz durumlarda gerçek duygularımız değil de onun yerine öğrendiğimiz   duygular çıkıyor ortaya. Örneğin bir kız çocuğunun neşe ile dans etmesi, kahkahalar atması uygun görülmüyorsa, terbiyeli kızlar böyle davranmaz, yüksek sesle gülmez öğretisi ile büyümüşseniz ileride koca bir kadın olduğunuzda mutlu anlarınızda otantik duygunuz neşe iken tepki olarak üzüntü çıkabiliyor ortaya. İçimde bir sıkıntı var kötü bir şey olacak, çok güldük ağlayacağız gibi ifade ettiğiniz duygular yaşıyorsunuz. Bir aile ortamında bir erkek çocuğuna “karı” gibi ağlaması ya da korkması yasaklanmış ise yaşayabileceği tek duygu öfke oluyor. Her türlü tepkisini öfke ile dışa vuran, bağırıp çağıran, kolay kavga çıkaran bir karakter sergileyebiliyorsunuz.

Soğan.jpg

Otantik duygularımızı şöyle bir metaforla gözümüzde canlandıralım. Bir soğanı ortadan ikiye böldüğünüzü düşünün. Soğanın halkaları en dıştan katman katman içe doğru sıralanıyor. O en ortadaki küçük bölge – halk dilinde soğanın cücüğü denen bölge 🙂  – otantik duygumuz. Bir duyguyu yaşadığımızda o anki duygumuzun gerçekte ne olduğunu anlamaya çaba sarf edelim, katmanlar arasında derine doğru inip öz duygumuzu keşfetmeye çalışalım. Bunu başarabilirsek kendimiz olmayı başarabileceğiz. Gerçek duygularımızı bulup çıkarmak kendimiz olarak yaşamamızı, daha huzurlu olmamızı sağlayacak. En azından çocuklarımızın her ne olursa olsun gerçek duygularını yaşamalarına izin vermeye çalışalım. Ağlamak, gülmek, üzülmek, kızmak, çok mutlu olmak bunların tümü kız, erkek tüm çocukların yaşayabileceği duygular. Kalpleri bir şeye nasıl tepki veriyorsa vücutları da aynı tepkiyi doğurup gerçek duygularını yaşasınlar. Biz de öyle. Hiçbir şey için geç değil bu hayat, hele mutlu olmak için hiç değil.

Görüşmek üzere…

 

Reklamlar

“Gülerken gülerken bir ağlamak geldi” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s