IV – Hangisi sizsiniz? Statik mi Gelişen mi? Ya “Bir İnsan isterse her şeyi başarabilir” sloganına ne dersiniz?

Mindset ile ilgili bugüne kadar üç yazı paylaştım. Bu dördüncü yazı aşk ve arkadaşlık ilişkileri üzerine. İlk üçünü  okumadıysanız aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. Onları okumadan dördüncüsünü  okumanızı tavsiye etmem.

1.Bölüm için;

https://meltemburada.com/2016/02/10/hangisi-sizsiniz-statik-mi-gelisen-mi-ya-bir-insan-isterse-her-seyi-basarabilir-sloganina-ne-dersiniz/

2. Bölüm için;

https://meltemburada.com/2016/02/14/ii-hangisi-sizsiniz-statik-mi-gelisen-mi-ya-bir-insan-isterse-her-seyi-basarabilir-sloganina-ne-dersiniz/

3. Bölüm için;

https://meltemburada.com/2016/02/22/iii-hangisi-sizsiniz-statik-mi-gelisen-mi-ya-bir-insan-isterse-her-seyi-basarabilir-sloganina-ne-dersiniz/

 

Aşk ilişkilerinin her zaman devamı gelmeyebiliyor ne yazık ki. İlişki bittiğinde bu durumdan yaralanıp, kendini gelecek ilişkilere kapatanlar olduğu gibi, yaşadığı bu sarsıcı deneyimi kendini iyileştirerek ve hayata devam ederek atlatanlar da var. Yapılan araştırmalarda kişilere sorulduğunda, statik mindset tarafındaki kişiler kendilerini yargılanarak reddedilmiş hissediyor ve sanki alınlarına kazınmış SEVİLEMEZ ibaresi ile hayatlarına devam ediyorlar. Ellerinde kendilerini iyileştirebilecek bir yaklaşımları olmadığından tek sarıldıkları şey kendilerini terk edip, değersiz hissetmelerine yol açan “o” kişiden intikam almak oluyor. Hatta “kendi mutluluğum mu yoksa onun acı çekmesi mi” gibi iki seçenek arasında kalırlarsa onun acı çekmesini tercih ediyor çoğunluğu.

Gelişen mindset tarafındaki kişilerin de anlattıkları ayrılık acıları var ama onların dünyasında intikam almak yok, onlar durumu anlamak, affetmek ve hayata devam etmek gibi bir süreçten geçiyorlar. Hatta çok incinmiş olsalar da olan bitenden bir ders çıkarmak, kendileri ve ilişkiler hakkında bir şeyler öğrenmek için çaba sarf ediyorlar.

Statik mindset’e sahip olanlar ideal eşlerinin kendilerine hayran olup, tek kişilik bir dinin tanrısı gibi hissettireceklerine inanırken gelişen mindset’i olanlar kendilerini hataları ile seven, gelişmelerine sevgiyle yardımcı olup, yeni şeyler öğrenmeleri ve daha iyi bir insan olmalarına destek olacak bir eş/sevgili tercih ediyor.  

Toplumların kültürlerine de yer etmiş en zararlı mit olan “ideal aşk”ın kökeninde statik mindset yatıyor. Buna göre aşk bir anda olur, mükemmeldir, sürekli uyumdur. Dörtnala güneşe doğru gitmek gibidir. Sonsuza dek hep mutlu yaşadılar sözüne uygundur.

Dweck şöyle devam etmiş: gelişen mindset ilişkinin başlaması için ilk bakıştaki etkileşime karşı  olmasa da sonrasında sihirli bir durum beklentisi içinde değildir, her şeyin gelişebileceğine ve ilişkilerin değişim ve gelişim yeteneğine sahip olduğuna inanır.

Statik mindset’teki kişiler her şeyin mükemmel oluvermesini bekler. Çiftlerin problemleri çözmek için birbirine yardımcı olması gibi bir süreç yoktur burada. Uyuyan Güzel’de veya Sindirella’da olduğu gibi her şey sihirli bir şekilde kendiliğinden olur. En küçük bir anlaşmazlıkta bile kendilerini tehdit edilmiş hissederler. Ancak en yıkıcı olanı, görüşlerde veya önceliklerde bir uyuşmazlık varsa bu çiftlerden birinin karakterindeki eksiklikten kaynaklanır  efsanesidir. Bu tip insanlar çelişkileri hakkında konuşmaya başlayınca suçlamada bulunurlar. Bazan kendilerini bazan eş/sevgililerini. Ancak olay burada kalmaz. Karşısındakini suçlamaya başladıklarında ona karşı kızgınlık, bıkkınlık hatta nefret hissetmeye başlarlar.

Problemin değişmez kişisel özellikler nedeniyle olduğu düşünüldüğü için sorun çözülemez.  Statik mindset’li kişiler bir kez eş/sevgililerinde bir kusur gördüklerinde ona karşı küçümseyici olur ve tüm ilişkiyi yetersiz görmeye başlarlar.

Diğer yandan gelişen mindset eş/sevgilinin eksikliklerini herhangi bir suçlamaya girmeden kabullenir ve  ilişkisini halâ doyum verici bulur. Çelişkileri karakter ya da kişilik problemi olarak değil, iletişim problemi olarak görür. Bu dinamikler romantik ilişkide de arkadaşlıklarda da, hatta ebeveyn ilişkilerinde de aynı şekilde işler.

Statik mindset’ın, daha önceki yazılarda bahsettiğim “gerçek başarı için çaba harcamaya  gerek yoktur, çünkü kişinin yapısında o özellik varsa kolayca yapabilir” inancı ilişkilere de yansır. Arada aşk varsa ve ilişki sağlamsa neden çaba sarf edilsin, çaba sarf ediliyorsa yanlış giden bir şeyler var, demek ki ilişki sağlam değil diye düşünürler.

Bir de birbirinin zihnini okumayı beklemek vardır.  Biz tek bir kişiyiz artık, ne düşündüğümüz, ne hissettiğimiz ve neye ihtiyacımız olduğunu konuşmadan anlamalıyız düşüncesi. Ancak bu mümkün değildir. Gerçek bir iletişim yerine zihin okumaya çalışmak beklenmeyen olumsuz sonuçlara neden olabilir.

Dweck bulgularını şöyle özetliyor; Kişiler bir ilişkiye kucak açtıklarında kendilerinden farklı bir kişi ile karşılaşırlar ve bu farklılıkla nasıl başa çıkacaklarını henüz öğrenmemişlerdir. İyi bir ilişkide, kişiler bu becerilerini geliştirir ve geliştirince de çiftler gelişir, ilişki derinleşir. Ancak bunun olabilmesi için çiftlerin aynı tarafta olduklarını hissetmeleri gerekir. Bu da güveni gerektirir. Güven ortamı geliştirildiğinde ise birbirlerinin gelişimi ile mutlak şekilde ilgilenirler. Ancak burada bahsedilen gelişim, My Fair Lady’de olduğu gibi kişinin gerek görüntü gerek hal tavırlarının eski hali yeterince iyi değilmiş gibi tamamıyla değişmesi değildir 🙂  İlişki içinde çiftlerin birbirlerine, amaçlarına erişmek ve potansiyellerini gerçekleştirmek yolunda yardımcı olmalarıdır. Bu da gelişen mindset’in özelliğidir. 

Arkadaşlık da çift ilişkisinde olduğu gibi, karşılıklı gelişime destek olmayı ve birbirini onaylamayı gerektirir. Kendimizi onaylatmak istediğimiz buna ihtiyaç duyduğumuz zamanlar vardır. Bu durumda arkadaşlarımızın övgüsüne ihtiyaç duyabiliriz. Bu normaldir. Ancak bazı insanların kendini kanıtlama ihtiyacı her ilişkide olduğu gibi arkadaşlıkta da bazen dengeyi bozabilir. Bazı kişiler vardır, yanlarından ayrıldığınızda kendinizi eksik hissetmeye başlarsınız. Ancak bu sizden kaynaklanmıyor olabilir. Yanınızdaki kişi genelde statik mindset’te görülen kendisini üstün sizi daha aşağıda kılarak güçlü hissetmeye çalışan biri olabilir.

Kötü günlerinde kim yanındaysa arkadaşın o’dur şeklinde bir düşünce vardır. Ancak hayatınızda iyi şeyler olduğunda kim var? Bu da önemli bir sorudur. Harika bir işe girdiğinizde, mutlu bir ilişkiye başladığınızda, çocuğunuzla ilgili önemli ve güzel bir gelişme olduğunda, bunlardan haberdar olmak kimi mutlu ediyor? Ego açısından, zor durumda olan  birine karşı sempati hissetmek zor değildir, sizin başarısızlığınız ya da şanssızlığınız bir başkasının öz saygısını sarsmaz. Ancak sizin sahip olduklarınız ve başarınız, öz saygısını karşısındakine üstünlük kurarak sağlamaya çalışan bir kişi için sorundur ve aynı şekilde farkına varıldığı noktada arkadaşlığı bozar.

Bir şekilde utangaçlık da konuştuğumuz konularda madalyonun diğer yüzüdür. Kendini iyi hissetmenin yolu olarak diğerlerinden daha değerli olmanın gerekliliğine inananlar ve bunun için de başkalarını kullananlar olduğunu biliyoruz. Utangaç kişiler de diğerlerinin kendisini daha aşağıya düşüreceğinden endişe duyarlar. Sosyal ortamlarda utandırılıp, yargılanmaktan çekinirler. Bu nedenle arkadaşlık etmeyi ve ilişki kurmayı başaramazlar.

Dweck çalışmasında Beer’in bu konuda yaptığı bir araştırmaya yer vermiş. Buna göre statik mindset’e ait kişiler daha utangaçlar. Bu normal çünkü statik mindset başkalarının yargılarına çok önem verdiği için sosyal ortamlarda kişide kendi haline daha fazla odaklanma ve sonucunda daha fazla endişe oluşturuyor. Ancak araştırmada daha yakından incelendiğinde  her iki mindset grubuna ait utangaç kişiler olduğu tespit edilmiş ve enteresan sonuçlara ulaşılmış.

Utangaçlık statik mindset’e ait kişilerde sosyal ilişki kurmayı engellerken, gelişen mindset’te böyle bir olumsuz etkisi olmamış. Her iki grupta ilişkinin ilk beş dakikasında çok gerginken, gelişen mindset grubu daha sonra utangaç olmayan insanlar gibi çok rahat bir iletişim geliştirmiş. Bunun nedeni incelendiğinde onların  – gelişen mindset’in önemli bir özelliği olan her türlü gelişim ve değişimi bir meydan okuma olarak kabul etmeye bağlı olarak  – sosyal ortamı bir meydan okuma olarak kabul ettikleri ve utangaç olmalarına rağmen yeni biri ile tanışmayı çok kabullenerek karşıladıkları görülmüş. Utangaç statik olanlar ise kendilerinden sosyal olarak daha becerikli olma ihtimali olan birisi ile tanışmaktan kaçınmak istemişler. Hata yaparız diye endişe duyduklarını söylemişler.

Netice olarak şudur ki; tüm yazdıklarımı ve önceki yazıları da düşünürsek  mindset etrafımızda olup biteni yorumlayıcı bir süreçtir denebilir. Statik mindset’te bu süreç kişinin lehine veya aleyhine sürekli yargılayan ve değerlendiren içsel bir monolog ile puanlanır; her bilgi kırıntısı kişinin iyi bir insan olup olmadığı, ebeveynlerinin bencil olup olmadığı, bir başkasından daha iyi olup olmadığı, v.s nin kanıtı olarak değerlendirilir.  Gelişen mindset’te ise içsel monolog yargılayan değil, doymak bilmeyen bir öğrenme iştahıdır, sürekli olarak öğrenme ve yapıcı eyleme dönüştüreceği veri arayışı içindedir. 

Evet mindset ile ilgili toparladıklarımı dört yazıdan oluşan bir diziyle tamamladım. Umarım faydalı olmuştur. Ben her yaşta herkese çok faydalı olacağına inanarak paylaştım bu bilgileri, hayatımızda zararın neresinden döner de gelişen mindset grubuna katılmaya çalışırsak kârdır. Hem kendimiz hem sevdiklerimiz hem çevremiz için. Bu konuda daha sonra edindiğim yeni bilgiler olursa yine paylaşacağım. Sonraki yazılarda görüşmek üzere 🙂

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s